DURAK - 1

NE DÜŞSEL NE DE DÜŞÜNSEL PAYLAŞIMLARIN SINIRI YOKTUR! BİR GÜN, ÖTENDE BERİNDE HİÇ BİR KİMSENİN OLMADIĞINI GÖRDÜĞÜNDE KENDİNİ KEŞFEDİYORSUN DEMEKTİR! BUNUN OLMASINI BEKLEMEDEN HAYATIN İÇİNDEKİ YOLUNU VE KARARLARINI ALIRKEN Kİ GELİŞİMİNE AİT ROTANI ÇİZMEK İSTİYORSAN MERHABA YOLCU! "HAN"A HOŞ GELDİN! YEMEĞİNİ DE DÖŞEĞİNİ DE SEN SEÇ. ÖLÇÜNE UYDURMAK OLSUN İŞİMİZ. ozlemduyar@windowslive.com HANCI







SEN YAPMAZSAN KİM YAPACAK?

Çoğu insan kendilerini mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerdedir. Bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük bir keyif olamaz, her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir.

SEÇİM SENİN!

Çaresizlik öğrenilmiştir.Başarılı olmak öğrenilebilir.Sende sandığından fazlası var! Gelebileceğin en iyi yerde değilsin. Yeni bir hayat için gereken, yeni bir akıldır. ...Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur. Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenlerini kullanmayı öğren! Seyirci koltuğundan sıkıldıysan sahneye çık. Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var. Her şey seninle başlar! Başkaları yapabildiyse sen de yaparsın. Seçim senin!

başka bir şey..

başka türlü bir şey benim istediğim ne ağaca benzer, ne de buluta burası gibi değil gideceğim memleket denizi ayrı deniz, havası ayrı hava.. bir başka yolculuk dalından düşmek yere yaşadığından uzun bir tatlı yolculuk dalından inmek yere ağacın yüksekliğince dalın yüksekliğince rüzgarda ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince nerde gördüklerim nerde o beklediğim rengi başka tadı başka..
“Sana kapılarını açtığım gül bahçesi, öyle bir bahçedir ki, oradaki ağaçların dalları da, yaprakları da canlıdır. Birbirleri ile konuşur dururlar.”
Bu gadget'ta bir hata oluştu

GİDİŞİNİ ANLATIYORUM

Sen gidiyorsun ya işşine yetişmek için
Saçlarını, gözlerini, ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun

Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

Ne gelirse onlardan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş.

A Ş K I N Ş E H R İ

A Ş K I N   Ş E H R İ

DÜŞ İLE GERÇEK ARASINDA

Durup durup seninle karsilasiyorum her yerde
Karsima cikiyorsun her kosebasinda sen
Kimi gun parklarda, kimi gun sokaklarda, caddelerde
Gozgoze geliyoruz, saatlerce bir sey soylemeden.

Hic degismemis diyorum icimden, ne guzel
Iste yine o! Yine mahzun, yine dalgin, yine urkek
Hadi gel diyor dudaklari.----Ozledim, hadi gel
Biliyorum oysa; uzatsam ellerimi, gidecek.

Bu bir aldanis mi? Yoksa var olus mu yeniden
Soyle bir son mu? Bir baslangic mi? Bir donus mu?
Ne oldu o guzelim zamanlara ansizin ucup giden?

Hadi uyandir beni, soyle; gordugum zamansiz bir dus mu?
Hadi git, uzaklas, yokluguna inandir beni gercekten
Yoruldum, her buldugum yerde seni kaybetmekten

UMIT YASAR

AL GÖNLÜMÜ DİYAR DİYAR SÜRÜKLE

AL GÖNLÜMÜ DİYAR DİYAR SÜRÜKLE
DİKİLMİŞİM ŞU TAŞIN YANINDA, BULUT GÖZLERİMLE BAKIYORUM SUYA.

4 Ağustos 2009 Salı

zooooommmm

7 Temmuz 2009 Salı

Yolun bitiminde,
Özlemek,
Tabelasız keşiflerin mutluluğunda,
Özlenmek,
Tam ortasında,
Balık lokantası,
Barbun kılçığı,
Denize karışan yıldız çığlığı,
Biraz tebessüm,
Biraz unutkanlık hatırası,
Bugün kapalıyız,
İmza,
Kediler sofrası...

merycik mırrrr

5 Temmuz 2009 Pazar

İHTİRASLAR (TUTKULAR)



İhtiras ve mahiyeti:
Fikri sahada "sabit fikir"ne ise psikolojik sahada "ihtiras" odur. İhtiras dış dünyanın yalnız belirli bir noktasını aydınlatan ve diğer sahalarını karanlıkta bırakan, ruhi melekelerin belirli bir yönden ayrılmasına engel olan bir haldir.

a) İhtirasın tesirleri:
İhtiras, şahıs ile dış dünya arasındaki bağlantıyı bozan bir unsurdur. Algılar şahsa yanlış veya diğer unsurlardan arınmış olarak ulaşır. İhtiras kişiliği değiştirir, tanınmaz hale getirir. İhtirasta devamlılık hakimdir. Heyecanda geçicilik, ihtirasta devamlılık, bunları birbirinden ayırtetmeye yarar. İhtiras şiddetinin daima heyecan şiddetine üstün olduğu söylenemez. "Tehevvüren katil" ile "teammüden katil" suçlarında faillerin psikolojisinde görülen şiddet farkı buna örnektir. İhtirasta müzminleşme hali gorülür. Konusu aynı olan bir heyecan ile ihtirasın birlikte bulunması imkansızdır.

b) İhtirasın neticeleri :
İhtirasta bütün psikolojik hayatı kaplama hali gözükür. Bu yayılma ve hakim olma eğilimi ihtirasın "genişlik şiddetini" teşkil eder. Bu sebeple "alkolizm, hasislik, mevki hırsı, annelik aşkı, her zaman ihtiras değildir. Fakat ne zaman bir ferdin bütün enerjisi yalnız bu gayeye sarfedililirse o zaman ihtiras olurlar. Muhteris olan artık muhteris olduğu şey için yaşamağa başlar".

Genellikle ihtiras eğilimlerden doğar, fakat ihtiras ile eğilim farklı ruh hadiseleridir, bu fark "mahiyet farkı olmayıp, derece farkıdır". O halde ihtiras üstün ve diğerlerini kendine çeken bir eğilimdir.

Her şahısta her ihtiras mevcut olamaz. İhtiras elverişli bir ruhi zemin bulmadıkça ortaya çıkamaz. Bu sebeple tekerrür eden hadiseler bir ihtirastan ziyade alışkanlık meydana getirirler. Bu sebeple ihtiras ile doğuştan gelen ruhi ve bedeni kabiliyetler arasında baglantı mevcuttur. O halde ihtirasın doğuşu "istidat"a ihtiyaç gösterir. İhtirasın teşekkülünde doğuştan gelen unsurlara daha fazla yer veren yazarlara rastlanır. Bir yazara göre bu manaya gelmek üzere "insan muhteris doğar".

İhtiras muhakemeye tesir eder, akli faaliyet ve ihtiras birlikte bulunurlar, fakat ihtiras akla üstün gelir ve onu idare eder, istediği yönde yürütür ve bundan mantıki olmayan neticeler yani mantıksız hükümler ortaya çıkar. Bu sebeple keyif verici maddelere karşı olan ihtiras örneğin bunların vücut için faydalı olduğu yolunda bir netice çıkarmağa şahsı mecbur eder ve şahıs buna samimi olarak inanmağa başlar, Çünkü normal muhakemedeki tenkid algılamasını ihtiras susturmuştur. O halde ihtirasta kendini makul ve meşru göstermek isteği vardır.

İhtirasların oluşumunda sosyal, tesirler ihmal edilemez. İhtiras istidadı ancak uygun ortamda netice verebileceğine göre, ihtirasların saklı kalması mümkündür. "Bu sebeple her toplumun her sosyal zümrenin ayrı ayrı ihtirasları vardır".

c)İhtirasın çeşitleri :
İhtirasların çeşitleri pek çoktur. Bunlar genellikle iki kategoride toplanabilir: Uzvi ihtiraslar, zihni ihtiraslar. Bu sınıflandırma ihtirasların kaynaklarına göre yapılan bir sınıflandırmadır. Çünkü bütün ihtiraslar psikolojik bir vakıadan başka birşey değildir. Diğer taraftan ihtirasların uzvi ve zihni olarak ikiye ayrımında mutlak bir ayrılık aramak doğru değildir. Uzvi ihtirasın zihni özellikler arzetmesi mümkündür: Sevgi ihtirası gibi. Tamamıyla zihni gibi görülen ihtirasların da uzvi tepkilerle karışması mümkündür.

Sevgi ihtirası :
Sevgi ihtirası bir obsesyon halinde şahsa hakim olan bir ihtirastır. Obsesyon bilinç sahasını, daraltır ve bu hadise sevginin esas karakteri olan "sahiplenme" halini izah eder.

Sevgi ihtirasının patolojik bir hal olup olmadığı psikologlar arasında münakaşa edilmiştir. Bu münakaşanın sevgi ihtirası içinde bulunan suçlular hakkında "akıl maluliyeti" hükümlerinin tatbik edilip edilmeyeceği bakımından önemlidir. Genellikle sevgi ihtirasının patolojik bir hal olmadığı ve fakat özel ve belirli bir psikolojik durum ifade ettiği fikri kabul edilmektedir. Bu sebeple nasıl "gebelik" bir hastalık değil, fakat belirli ve özel vasıfları olan fizyolojik bir hal ise, sevgi ihtirası da bir hastalık değil, belirli ve özel vasıflı bir psikolojik haldir.

Sevgi ve ihtiras suç sahasına, "sahiplenme" hassasının doğurduğu "kıskançlık" sebebiyle geçer. Kıskançlık şüphe doğurur, aşındırıcı kimyasal, bir madde gibi şahsiyeti kemirir, onun büyük bir kısmını değiştirir."İhtiraslar"da görülen yanlış muhakeme ve yerme hassasının kayboluşu kıskançlıkta en açık örneklerini bulur.

Kıskançlık içinde bulunan, kimse hadiseleri yanlış değil, doğru olarak algılar. Fakat bunların yorumundan çıkardığı neticeler yanlıştır.

Kıskançlık iftira ve adam öldürme suçlarının saikleri arasında yer alır.

Kıskançlık, adam öldürme vak'alarında genellikle alkol tesiri ile birlikte görülür. Bu gibi hallerde kronik alkolizmi diğerlerinden ayırmak gerekir. Çünkü kronik alkolizmdeki müzminleşmiş ruhi iktidarsızlık sevgi ihtirasının oluşumuna uygun bir zemin hazırlayamaz.

Kronik alkolizm, diğerlerine yer vermeyen tek bir ihtirastır. Sevgi yüzünden alkole alışanlar ve sevgisini unuttuğu halde alkol içme ihtirasından kendini kurtaramayanlar pek çoktur. Bu izahlara rağmen alkol ve sevgi ihtirasının birlikte etkilediği hadiselerin az olduğu iddia edilemez.

Sevginin ceza mes'uliyetine etkisini şu şekilde incelemek mümkündür.

a) Anormal sevgi: Bazıları başkalarının kendilerine aşık olduğuna inanırlar, bunlara "erotoman" denir. Genellikle karşı cinsten bir kimsenin kendine aşık olduğu kanaatindedir, fakat aynı cinsten bir şahıs hakkında da bu kanaate sahip olanlara raslanmıştır. Bu hale, "erotomanie homosexuelle" denir.

Suçlunun kendine aşık olduğunu zannettiği kimseler genellikle tanınmış kimselerdir, devlet adamları, büyük müzisyenler, meşhur avukatlar vesaire gibi. Bu suretle meydana gelen yanlış düşüncenin kaynağı, tesadüfi bakış veya sıradan bir olaydır, yanlış yorum ile erotoman bu neticeye ulaşmıştır.

Bu nevi suçlular kendilerine aşık zannettikleri kimseleri iz'aca başlarlar. Telefonla mektup, çiçek göndermek gibi vasıtalarla hatta mesken masuniyetini ihlal suretiyle suç işlemeğe başlarlar. Kendileri yakalanınca, bütün başına gelenlerin sevgilisine kavuşmasına engel olanların işi olduğunu iddia ederler.

Erotoman olan anormal suçlulardaki kıskançlık özel bir incelemeye ihtiyaç göstermez. Akıl maluliyeti kavramının genel incelemesi bunların psikolojisi hakkında yeterli bilgi vermektedir.

b) Normal sevgi: Sevgi ihtirasının bir kimseyi intihara kadar götürebilecek bir şiddet arzeden bir ihtiras olması düşünülecek olursa bazı hallerde, bu tesiri nazara almamak güçtür. Hadiselerin özellikleri, suçlunun şahsiyeti, kültürü, düşünceleri ve diğer unsurları tetkik edilerek hüküm vermek yerinde olur.

Bu sebeple sevgi ihtirasının takdiri azaltıcı bir sebep sayılması doğrudur. Yargıtay da bu fikirdedir: "Suçlunun iradesi üzerine etkili, bir sevginin yol açtığı ihtiras saikası ile sevgisini reddeden kadını öldürmesi lehinde cezayı azaltan bir hal ve sebep olarak takdir edilmesi hukuk ve ceza prensiplerine aykırı değildir".

Nefret ve intikam ihtirası :
Nefret ihtirası, intikam isteğini doğurması itibariyle suç saikleri arasında yer alır. İntikam isteğinin hiddet heyecanından ileri geldiği ve aralarındaki farkın şiddet farkı olduğu iddia edilmiştir.

Hiddette amaç başkasına azap vermek değildir, halbuki intikamın tek amacı budur.

İntikamda amacın belirli bir şahıs üzerinde toplanması şart değildir. Hedefsiz yani belirli bir şahsa değil, bir topluluğa yöneltilmiş intikamlara, özellikle intikamın ilkel şekillerinde rastlanır. Ceza hukukunun tarihinde yeralan, ayrı klanların mensupları arasındaki intikam şekli bu çeşide girer.

İntikam, psikolojik sahada birbirine zıt iki unsurdan kurulur. Birincisi taarruza sevkeden, ikincisi düşünceye dayanan, hesaplayan, unsurdur.

İhtirasların bazıları sonsuz devam eder. Bazıları da amaca ulaşınca söner, intikam hırsı bu sonunculardandır.

İntikam ihtirası bir çok suç şekillerine girebilir; adam öldürme, müessir fiiI, iftira, kasten yangın çıkarma suçlarına genellikle sık raslanır.

İntikam ihtirası sevki ile işlenen suçların bir şekli de "kan gütme" dir. Kan gütme adetine bir çok memleketlerde raslanır. Groenland sakinleri arasında bir adam öldürülmesi kaatilin, yahut çocuklarının veya yakın akrabalarının birinin öldürülmesini gerektirir. Eğer akrabasından kimse yoksa komşusu öldürülür. Arap memleketlerinin bir kısmında suçlu yerine cezaya çarpılan kimseler yalnız erkek kardeşler, erkek çocuklardır. Güney slavlarında kan davası önce babanın, erkek kardeşin, reşit olan erkek evladın üzerinde etkisini gösterir. Kaliforniya civarındaki yerlilerin bazılarında bir kaatilden en iyi intikam almanın onun sevdiklerinden birini öldürmek olduğu yolunda bir kural yerleştirmiştir. Arnavutluk'ta, Korsika'da kan davalarına raslanır.

Memleketimizde de kan gütme mevcuttur. Oldukça sınırlı bir sahada görülmektedir. Bu işi alet edilenler genellikle küçüklerdir. Memleketimizde kan gütme adeti ile mücadele özel bir kanuna mevzuu teşkil etmiştir.

Faruk Erem'in Adalet Psikolojisi Kitabından

SEVGİ VE AĞIR SUÇLAR


Yağmurlu bir kış gününde seninle bir liman kentinde karşılaştık. Lacivert denizde dans ediyordu suretin. Sürgün yemiş düşlerin bembeyazdı. Islak saçların kardelen kokuyordu. Kaygıların, korkuların azalmıştı. Umutların artmış, ellerin hâlâ titriyordu. Gemimiz okyanuslara açılıyordu. Şimdiye dek hiç duymadığımız yanık ezginin akıntısına kapılmıştık. O kentte bu ezgilerden korkanlar vardı. Ayrıldığımız kent bozguna uğramış, atmosfer tütsü kokusuna gömülmüştü. Evler sağır ve dilsiz, sokaklar da kan kokuyordu…
Yürekleri kararmışlar haki renkli ve apoletliydi… Görmüyor ve bilmiyorlardı…
Aşksızlık çöküyordu kente. Sallanan gemi yüreklerimizi sarsıp bize acılarımızı ve hüzünlerimizi anımsatırken ellerimiz kenetleniyordu.
O an suçluluk duygusuyla bakışlarımız bir noktaya dikiliyor, susuyorduk…
Bu denizi geçmeliydik… Sürgün de başka bir ölümdü, dönmeliydik…
Kandan bir suç denizi yaratıldı. Bu denizi geçmeliydik…
Sürgün hüzündür… ölüm olurdu. Dönmeliydik…
Fırtınalardan kurtaracak çok şeyimiz vardı… Meteorlar bilincimize çarpıyor, dalgalar yaralı yüreğimizi acıtıyordu…
Yakamozlu gözlerinde yasaklı ülkenin acıları, kaynağımıza dönüp fırtınalardan kurtaracak çok şeyimiz vardı.
Tarihi bilinmez antik bir değere benziyordu yüzün.
İpek gibi yumuşak sesinde, dili yasak halkının gerçeğe dönüşen destanı vardı. Sana kibirsiz bakıyor seni kibirsiz dinliyordum.
Hiçbir korku kalmamıştı sömürge gecelerden.
Sular durulmuş yolculuklar bitmişti.O kentte acılarını yüreğine gömen kadınlar vardı. O kadınlar ki gülünce menekşeler açardı…
Bizi çoğaltan da o kadınlardı…
Mem û Zin aşkına ertelenmiş ne de çok tutkularımız vardı. O tutkularımız ki saçların gibi kardelen kokardı.
Sin intihar eden kadınlara ağlıyordu. Şamaş yeniden bir destan yazıyordu, gözleri görmeyenler de okusun diye.
Bilim adına, tarih adına en büyük ihanetler yapılıyordu.
İhanete uğrayan tanrıçalar dağlarda uzun yolculuklara çıkıyordu…
Birileri bir ulusun altından kalkamayacağı suçları işletirken başka bir ulustan yaşayan ölüler olmaları isteniyordu.
Direnenlere ağır zindan cezaları veriliyor…
Simdi oturmuş kitap okuyor ya da geziniyorsun.
Beyaz deniz kıyısında mısın? Gördüğün işkenceleri mi anımsadın?
Poyraz saçlarını mı dağıtıyor, yeni bir öykü mü tasarlıyorsun?
Ehmede Xani hangi kederden öldü? Nietzsche neden ağladı? Stefan Zweing neden intahar etti? Söyler misin Mem û Zin nerde?
Mevlana neden yemin ederdi aşka? Pir Sultan Abdal’a nasıl kıyıldı?
Söyle! Mağrur dağları; o destan gibi ülkeye zaman neden hiç uğramadı?
Binlerce yıldır neden ihanet ediyor zaman? Zamansız mı yaşanıyor?
Ertelenen stranlarımızdan vazgeçmeyeceğiz ve biz hep sevdamızla büyüyeceğiz.
Analar geçmiş ile gelecek arasında sarsılmaz köprüler kurdu; insanlık üstünden geçsin diye… Elbette bir gün günbatımı izlenecek o yanan kentten… Ve güneşli sabahlarda uyanıp kendi destanımızı ve yeni bir tarihi yazacağız.
Ve biz kendi toprağımızda onurluca yaşayacağız ve rahatça öleceğiz.. .

HABERLER

************************************************

Buradayım: Uyurum belki bir gün. Belki bitiririm bir gün delik deşik kozamı dökülüp gitmeden bütün dut yaprakları bir gün bir güç bulur içimde son bir gayretle son salgılarımı gezdirir deliklerimde tırtılım tıkar gediklerimi. O zaman büzülür, dalarım uykuya - eski beni yokedecek yeni beni varedecek: Bomboş, dopdolu seslerden, esintilerden uzak içinde gittiğim oluştuğum.

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

Değişir rüzgarın yönü Solar ansızın yapraklar; Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar; Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini; İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir; Ölümdür yaşanan tek başına Aşk iki kişiliktir. Bir anı bile kalmamıştır Geceler boyu sevişmelerden; Binlerce yıl uzaklardadır Binlerce kez dokunduğun ten; Yazabileceğin şiirler Çoktan yazılıp bitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir. Avutamaz olur artık Seni bildiğin şarkılar; Boşanır keder zincirlerinden Sular tersin tersin akar; Bir hançer gibi çeksen de sevgini Onu ancak öldürmeye yarar: Uçarı kuşu sevdanın Alıp başını gitmiştir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir. Yitik bir ezgisin sadece, Tüketilmiş ve düşmüş, gözden. Düşlerinde bir çocuk hıçkırır Gece camlara sürtünürken; Çünkü hiç bir kelebek Tek başına yaşayamaz sevdasını, Severken hiçbir böcek Hiç bir kuş yalnız değildir; Ölümdür yaşanan tek başına, Aşk iki kişiliktir.
İlk defa göz göze geldiğimiz anı hatırlıyor musun?
Kaçamak bir buluşmasıydı bu gözlerimizin.
Seni istiyordum, biliyordun... Bakışların duygulu,
anlayışlıydı, özlemliydi zaman zaman.
Bakışların bir şarkı söylüyordu hiç bilmediğim.
Seni dinliyordum, bakışlarını dinliyordum.

Dağbaşında apansız karşıma çıkan bir pınardı
sanki gözlerin. Eğilip su içmek istiyordum
kirpiklerinin arasından. İçimde yaktığın ateşi
söndürmek istiyordum. Ama o ateş gitgide
büyüdü işte! Şimdi biraz da sen yan artık,
benim yanacak yerim kalmadı.

İnanamıyorum, sen var mısın? İnanamıyorum
bir türlü. Tuttuğum ellerin mi? Öptüğüm
dudakların mı? Kim bilir? Belki de yoksun,
berbir rüyâ görüyorum, biraz sonra
uyanacağım. Herşey ansızın silinecek.
Ne saçların kalacak ortalıkta, ne gözlerin.
Yine kahrecici yalnızlığıma döneceğim.
Biraz daha yıkılmış, biraz daha sensiz.

O gün ilk defa seni gördüm. Düşün, sen
dünyaya geleliberi kaç yıl geçmiş aradan.
Düşün, ne kadar çok özlemiştim seni.
Öyleyse hiç gitme, ne olur? Vereceğin her
kedere razıyım. Acıların en büyüğünü sen
tattır bana, zehirlerin en şiddetlisini senin
elinden içeyim. Ama gitme ne olur?

Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu.
Suya hasret, kurumuş bir ot gibiyimdim.
Yağmur olup yağdın üstüme, yaşardim,
filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat
verdin bana, koku verdin, renk verdin.
Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son defa
yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım
anlıyor musun? Çünkü senden sonra kimse
gelmeyecek, biliyorum. Kimseler çalmayacak
kapımı. Gidersen beni bana mahkûm edeceksin,
keşke ölsem diyeceğim o zaman, keşke ölsem!

Şimdi sendeyim, seninleyim, seni yaşıyorum.
Beni bana bırakma!

Senden bir parçayım artık, belki de baştanbaşa
sen oldum farkında değilsin. Beni bana bırakma!

Sen olduğun için mutluyum. Sen olduğum için de.
İstersen ben olma. Hiç benim olma.
Ama bırakma beni ne olur?
Beni, bana bırakma!

Ümit Yaşar OĞUZCAN

FIRTINADA...AYAZDA...HEP YEK...HEP TEK...

FIRTINADA...AYAZDA...HEP YEK...HEP TEK...

BELKİ GELMEM GELEMEM

Sen istinyede bekle ben burdayım İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım Çünkü ben buradayım karanlıktayım Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Şarabım bütün ekşi suyum soğuk Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu Ben senin olmadığını arıyorum Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa Hiçbiri benim değil Belki ölmek hakkımı kullanıyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git